Templates by BIGtheme NET
Anasayfa » Genel » İnsanın Ataları Kimlerdi?

İnsanın Ataları Kimlerdi?

4390_zko_teardrop-300x197İnsanoğlunun ilk atalarından kalma kemiklerin gün ışığına çıkarılışı, XX. yüzyılda, Asya, Avrupa özellikle Afrika’da yapılan kazılarla ortaya çıkmıştır. Uzun yıllar insanın maymunla uzaktan akraba olma teorisi, son yıllarda bulunan kemik kalıntıları ile bu soydan türemiş olamayacağını kanıtlar niteliktedir. Zirâ ilk insansı  yaratık, maymun gibi çok özel bir gelişim göstermiş dört elli bir hayvan değil, gerçek iki ayaklıdır: tıpkı bizim gibi ayakları ile yürüyebilir, yürümek için ayaklarını kullandığından kolları ve elleri serbesttir; bu serbest kalan elleri ile de kaba bir şekilde yontulmuş bir takım aletler: taştan ve kemikten baltalar, kalın sopalar, hayvan boynuzlarından mızraklar v.b. yapabilmektedir. Böyle bir yaratıcılığa sâhip olan canlının hareketlerini ise hiçbir hayvan yapamaz.Bugüne kadar yapılan kazılarda, ilk insanın tüm yaşamını gözler önüne serebilmek maalesef yetersiz kalmaktadır. Karbon yöntemi ile yaşı belirlenen kafatası ve kemik yapısı ile, ilk insansıların bizimkinden daha küçük bir beyni olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sebepten, büyük bir olasılıkla düşünme yetisi gelişmemiş ve ilkel bir dili olduğu sonucuna varılmıştır. İlk insansı yaratığın göçebe bir avcı olduğu, beslenebilmek için sürekli olarak yer değiştirmesi gerektiği bilinmektedir. Soğuktan korunabilmek için hayvan postlarından yararlanmış, yedikleri çoğu av hayvanları, çevreden toplayabildiği bitki kökleri, tomurcukları, yumruları ve böcekler şeklinde olmuş olması olasıdır. Doğadan düşen bir yıldırımla kendisine sunulan ateşten yararlanabilir, ama kendi eli ile ateş yakmasını çok sonraları öğrenmiştir.

Neandertal İnsanı
Neandertal İnsanı’na gelince: Tarih öncesi en iyi tanınmış canlılardan biri olup, bu insanın yalnızca kemiklerine değil, başardığı çeşitli etkinliklere de rastlanmıştır. Basık ve geniş kafatası ile beraber yassı bir burun, geriye doğru yatık bir alın; elmacık kemikleri olmayan iri ve kaba bir surat, kalın dudaklar, içeriye çökmüş gözlerinin üstüne doğru uzanan çıkıntılı kaş kemerleri … Bu size ancak Neandertal İnsanı’nı anımsatabilir. Bu yaratık, ilkel bir gelişim gösterdiği varsayılsa da bir insan olarak nitelendirilmektedir.  Nerede ise bir insanın Homo Sapiens’in kapasitesine yakın beyni sayesinde, kafasından geçen en farklı düşünceleri bile açığa vurabilirdi. Kasları çok gelişmiş, iri yapılı ancak kısa boylu bu yaratığın, bir çok hayvan gibi silahları; yani pençe, boynuz, sivri diş olmadığı düşünülürse, kendisini tehdit eden bunca tehlike karşısında yaşama umudu azken, bu kadar uzun süre tarih sahnesinde kalması şaşırtıcıdır. Neandertal insanı’nın taşı yontmayı bildiği, çekice benzer bir aletle taşları keskinleştirdiği, yonttuğu taşın sivri parçalarını koparabildiği bulgularla kanıtlanmıştır. Neandertal insanı, bu işi başarabilmek için uzun uzadıya düşünmekte idi.  Önce elverişli taş seçmekte, sonra bu taşı temizlemekte, yontup istediği biçimi verene kadar en az altı kere yontması gerektiği bilinmektedir. Neandertal insanı on veya otuz kişilik bir toplulukta yaşadığı kanıtlanmıştır. Barınağı kayalar arasındaki kovuklar veya derme çatma kulübeler olup, tükettiği hayvanları n kemiklerini kulübesinin yanına yığar, hayvanları avlamak için tuzaklar kurar, mızrağını da avcılık için kullanırdı. Büyük hayvanların postu hem giyecek hem de yatak olarak kullanabilmekteydi. Sadece taşlarla değil, kemik, boynuz ve tahtaya da biçim vermeyi becerdiği bulgularına rastlanmış; sepet örmüş, kolyeler yapıp boynuna takmıştır. Ateşin sönmesi ile korunmayı bilir, belki de kendilerinin ateş yakabildiği düşünülmektedir. Hastalıkları tedavi edici yaşam koşullarından da haberdardır. Ölülerini gömer, bu da, dinsel bir duygunun ilk uyanışı bu şekilde anlaşılmaktadır. Neandertal insanı akıl yürütmeyi bilir ve çevresindeki kaba kuvvetleri yenmesini akıl yürüterek bulabilmekte idi.
Magdaleniyen Avcısı
İlk insanlar, ne tarım yapmayı, ne hayvan yetiştirmeyi bilmiyorlardı. Tek besinleri avladıkları hayvanlar ve yabani meyvelerdi. Bunları başarmalarının sebebinin de büyücülük törenlerine bağlı olduğuna inanmışlardı. Bundan aşağı yukarı on bin yıl önce, Avrupa’nın büyük bir bölümü buzullarla kaplı idi. Bu topraklarda yerleşmiş bazı avcı topluluklarından bugünün insanlarına, İspanya ve Fransa’daki mağaraların duvarlarına işlenmiş inanılmaz resimler çizilmişti. Tarih öncesi insanlar, avladıkları hayvanların lezzetini arttırmak için, üzerlerine tuz yerine, bir tutam soğuk kül serpmekteydiler. Sofralarında yer alan yaşlıların anlattığı av hikâyeleri ile yemek şöleni daha da canlanmaktaydı. Ocaklarının çevresinde toplanmış Magdaleniyen Avcılarına, av harici bol bol zaman kalmakta idi. Kolye, bilezik yapıp, erkekleri zinde tutan avlanma şartları ile, ustalıklarını konuşturuyorlardı. Yaban öküzünden mızrak yapıp, mızrak uçlarını dahi yontabilmekteydiler. Bunları silah olarak hazırlayıp kovuklarda saklıyorlardı. Günümüz kazılarında bu silahlara da rastlanılmıştır.

Cevapla


Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız. Türkiye'nin En Kapsamlı Haber Portalı - Güncel ve Tarafsız Haberler İçin Her Gün Ziyaret Ediniz.